"Temiz Siyaset için İlk Adım: Mal Varlıkları Açıklansın!"
İmzanızla destek vermek için tıklayın

ENGLISH    





19 Aralık 2014 itibariyle “Yolsuzluğa Karşı Deklarasyon”u İmzalayan Milletvekillerimiz
Uluslararası Şeffaflık Derneği olarak 9 Aralık 2014 tarihinde “Dünya Yolsuzlukla Mücadele Günü” olması nedeniyle, aşağıdaki “Yolsuzluğa Karşı Deklarasyon”u TBMM’de sayın milletvekillerimizin imzasına açtık.




Cumhurbaşkanlığı Seçim Finansmanı Değerlendime Raporu
YSK tarafından yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genel Seçimi kampanya finansmanını inceleme raporu, bir ilk olması bakımından anlamlı bir gelişmedir. Ancak, çok önemli eksiklikler barındırmaktadır




Yolsuzluk Algı Endeksi 2014 Türkiye′ye ilişkin veriler
Uluslararası Şeffaflık Derneği olarak Türkiye′nin Endeksteki Yerine İlişkin İnfografikler




ULUSLARARASI ŞEFFAFLIK ÖRGÜTÜ 2014 YOLSUZLUK ALGI ENDEKSİ AÇIKLANDI
Yolsuzlukla mücadelede dünyanın önde gelen sivil toplum kuruluşlarından Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International), 1995’ten bu yana her yıl yayınladığı Yolsuzluk Algı Endeksi’nin bu yılki sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı.




Yolsuzlukları Soruşturma Komisyonu’nun çalışmaları hakkında yayın yasağı kararına itiraz
Uluslararası Şeffaflık Derneği olarak, Ankara 7. Sulh Ceza Mahkemesi’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi Yolsuzlukları Soruşturma Komisyonu’nun çalışmaları hakkında yayın yasağı getirilmesine ilişkin itiraz dilekçesi verdik



Türkiye-AB İlişkileri ve Yolsuzlukla Mücadele Kriterleri Üzerine


Nagihan Alan

Şeffaflık Derneği Gönüllüsü

AVRUPA BİRLİĞİ YOLSUZLUKLA MÜCADELE KRİTERLERİ

Ekonomik, sosyal ve siyasi yönden birçok olumsuz sürece ve sonuca neden olan yolsuzluk; Avrupa Konseyi Yolsuzlukla Mücadele Medeni Hukuk Sözleşmesi'nin 2. Maddesi'nde, "Görev veya gerekli davranışların yasalara uygun bir şekilde yerine getirilmesinde sapmalara yol açacak şekilde rüşvet veya başka her türlü yasadışı menfaatin talep ve teklif edilmesi, verilmesi ya da kabul edilmesi" olarak tanımlanıyor.

Daha önce 21 Mayıs 1997 tarihinde yayımlanan ve 2003′de güncellenen Yolsuzlukla Mücadelede Avrupa Birliği Politikası Hakkında Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Belgesi, Avrupa Komisyonu tarafından 28 Mayıs 2003 tarihinde güncellenmiş ve söz konusu belgenin ekinde Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesine İlişkin 10 İlke belirlenmiştir. Bunlar kısaca:

1. Yolsuzlukla mücadele alanında Ulusal Strateji Belgeleri hazırlanmalıdır.

2. AB′ye üye ve aday ülkeler AB müktesebatına tam uyum sağlamalı ve taraf oldukları temel uluslararası sözleşmeleri (Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve OECD Sözleşmeleri) onaylayıp uygulamalıdır.

3. Yolsuzlukla ilgili kanunlar, yetkili ve gerekli idari kapasiteye sahip mücadele birimleri tarafından uygulanmalıdır.

4. Devlet memuriyetine giriş bütün vatandaşlara açık olmalı, işe alınma ve yükselme objektif kriterler ve liyakat esasına göre düzenlenmeli, maaş ve sosyal haklar yeterli olmalı, kamu görevlilerine mal varlıklarını bildirme zorunluluğu getirilmelidir.

5. Kamu yönetiminde dürüstlük, hesap verebilirlik ve şeffaflık geliştirilmelidir.

6. Kamu sektöründe davranış kuralları oluşturulmalı ve denetlenmelidir.

7. Yolsuzlukla ilgili ihbar prosedürlerine ilişkin ayrıntılı kurallar ve güvenceler getirilmelidir.

8. Toplumda yolsuzluk konusunda farkındalık oluşturmaya yönelik çalışmalar yapılmalı ve yolsuzluğun cezalandırılan bir suç olduğu mesajı verilmelidir.

9. Siyasi partilerin finansmanına ilişkin açık ve şeffaf kurallar getirilmelidir.

10. Özel sektörün yolsuzluk uygulamalarından kaçınmaları sağlanmalıdır.


AB İLERLEME RAPORLARINDA YOLSUZLUK BAŞLIĞI ve TÜRKİYE İÇİN KİLİT NOKTALAR

1999 yılında Helsinki Zirvesi sonucu, diğer aday ülkeler ile eşit koşullarda adaylığı açıklanan Türkiye için de bir Avrupa Stratejisi belirlenmiştir. Buna göre, Avrupa Komisyonu tarafından ilgili aday ülkenin üyeliğe hazırlık sürecinde aldığı mesafelerin ve kat ettiği gelişmelerin değerlendirildiği ilerleme raporlarının hazırlanması kararı alınmıştır. Söz konusu bu raporlar aday ülkelerin katılım ortaklığı önceliklerine uyumunu sağlamak amacıyla geliştirilen bir araç olarak görülmektedir. Bu raporlarda ülkelere "kamu yöntetimi ve şeffaflık adına" yolsuzluk üzerine bazı tavsiye ve öneriler de getirilmektedir. İşte o ilerleme raporlarında söz konusu edilen yolsuzluk başlıkları...


5. İLERLEME RAPORU (2002)

2002 Ekim ayında yayınlanan 5. İlerleme Raporunda, yolsuzluğun Türkiye′de önemli bir sorun olmaya devam ettiği belirtilmiştir. Hükümet tarafından 2001 yılında kurulan üst düzey yönlendirme komitesi aracılığıyla, yolsuzlukla mücadeleye ilişkin tedbirlerin alınmasını hızlandırıldığına değinişmiştir. Raporda Ocak 2002′de Kamuda Saydamlığın Artırılması ve Etkin Yönetim konusunda hazırlanan bir Eylem Planının kabul edildiği bilgisine yer verilmiştir. Söz konusu plan, kamu görevlileri ve yöneticilerine yönelik etik davranış kuralları yasasının çıkarılması, denetim sisteminin güçlendirilmesi ve kara paranın aklanması ile mücadelenin etkili hale getirilmesi, yolsuzluk davalarına bakmakla görevli özel ihtisas mahkemeleri kurulmasını gibi bir dizi tedbiri öngörmektedir. Siyasi Partiler Kanununda değişiklik yapılarak, siyasi partilerin finansman kaynaklarının kamuya açıklanması zorunluluğunun getirilmesi ve bağışlar için üst sınırlar tespit edilmesi suretiyle, seçim kampanyalarının finansmanında hesap verebilirlik ve şeffaflığın artırılmasının hedeflendiği belirtilmiş, kamu görevlilerinin mal beyannamelerinin kamuya açık olmasını sağlamak üzere, zorunlu mal bildirimi ile ilgili mevzuatın (Mal Bildirimi, Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanunu) değiştirilmesinin planlandığına değinişmiştir. 2014 yılında Türkiye halen bu konuda gerekli düzenlemeleri gerçekleştirmemiştir.

6. İLERLEME RAPORU (2003)

2003 İlerleme Raporu kamu yönetimini doğrudan ilgilendiren yolsuzlukla mücadele konusuna da önemli bir yer ayırmıştır. Komisyon, bu konuda alınacak tedbirlerin kabul edilmesi konusunda bazı gelişmelerin kaydedildiğini, bununla birlikte, araştırmaların yolsuzluğun Türkiye'de çok ciddi bir sorun olarak varlığını sürdürdüğüne işaret ettiğini vurguluyor. Yolsuzluğa daha eğilimli sektörler, medya, kamu yönetimi, inşaat ve sağlık olarak ifade edilmektedir. Komisyon yapılan anketlerde iş adamlarının yüzde 80′inin, yabancı yatırımların önündeki en büyük engelin yolsuzluk olduğuna inandıklarını, çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu kapsamda Komisyon, Türkiye′nin yaptıklarını sıralarken; yolsuzlukla mücadele konusundaki Avrupa standartlarını izlemekle görevli Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubuna (GRECO) Türkiye'nin katılmasını sağlayan Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesinin, TBMM tarafından Nisan ayında onaylandığını da bildirmektedir. AB Komisyonu 2003 İlerleme Raporunda kamu yönetiminin ve devletin işleyişinde etkinliğin artırılması konusunda ilerleme sağlandığını da belirtmektedir. Raporda Komisyon, kamu yönetiminde görülen olumsuzluklarla ilgili değerlendirmeler yapmıştır. Komisyona göre; özellikle sahtecilik ve yolsuzluk ile mücadeleye ilişkin olarak, kamu kurumları arasındaki eşgüdüm ve iletişim yetersizliği ve idari usullerin işleyiş sürecinin uzunluğunun yanı sıra, farklı kurumların farklı kanunlara tabi olduğu parçalanmış kamu idaresi yapısı ile yetki ve görevlerin açık olmaması, hükümetin yolsuzluğu önleme ve kontrol edebilme yeteneğini önemli ölçüde etkilemektedir.

7. İLERLEME RAPORU (2004)

AB Komisyonu tarafından Ekim 2004′te açıklanan 7. İlerleme Raporunda sahtecilik ve yolsuzlukla mücadele ile ilgili olarak Elektronik İmza Kanununun Temmuz 2004′te yürürlüğe girdiği kanun ile kamu görevlilerinin etik davranışını izleyecek bir Etik Kurulun oluşturulması öngörüldüğü bilgisine yer verişmiştir.

2004 yılı sonu itibarıyla TBMM′de dokunulmazlığa sahip kişilere ait toplam 27 dava dosyası bulunmakta olduğu, bunların 13′ü yolsuzlukla ilgili olduğu vurgulanmıştır.

8. İLERLEME RAPORU (2005)

9 Kasım 2005 tarihinde yayınlanan 8. İlerleme Raporu, şu ana kadar yayınlanan diğer yedi rapora göre oldukça farklı bir rapor olarak değerlendirilmiştir. Çünkü Rapor 3 Ekim 2005 tarihinde Müzakere Çerçeve Belgesinin kabul edilmesiyle Türkiye′nin AB′ye tam üyelik katılım müzakerelerine başlaması sonrası yayınlanan ilk rapor olmuştur. Raporda, Türkiye′nin uluslararası alanda attığı adımlar ve taahhütleri hatırlatılmıştır. Ancak bu kapsamda BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesinin imzalanıp, henüz onaylanmaması, bir eleştiri olarak ifade edilmiştir. 2005 İlerleme Raporu önemli bir eleştiri olarak, kamu yaşamındaki yolsuzluk kapsamında yasama dokunulmazlığı uygulamasının önemli bir sorun olarak tanımlanmasına rağmen bu alanda herhangi bir ilerleme kaydedilmediği vurgulanmıştır. Siyasi partilerin gelir kaynaklarında şeffaflık konusunda hiçbir ilerleme olmaması, kamu görevlilerinin mal bildiriminde bulunmaları zorunluluğu olmasına rağmen, bildirimlerin kapsam ve sıklığının arttırılmasının gerekliliği belirtilmiştir.

SON İLERLEME RAPORUNDA YOLSUZLUK KONUSUNA GENİŞ YER VERİLDİ
AB Komisyonu Ekim 2013'te açıkladığı ilerleme raporunda yolsuzlukla mücadeleye geniş yer ayırmıştı. Milletvekillerinin yolsuzluk iddialarına karşı dokunulmazlık sınırlarının çok geniş olduğu, Yolsuzlukla Mücadele Stratejisi′nin etkili uygulaması için kuvvetli siyasi iradeye ihtiyaç duyulduğu vurgulanmış, siyasi partilerin finansmanı konusunda sorunlar olduğuna dikkat çekilmişti. Siyasilerin ve kamu görevlilerinin mal varlıklarının tespitine yönelik düzenlemelerin kuvvetlendirilmesi talep edilmiş, "Yolsuzlukla mücadele davalarında tarafsızlık ilkesine ilişkin endişeler sürmektedir" tespiti yapılmıştı. Deniz Feneri Davası′na da atıf yapan AB raporu, kamu ihalelerinde devlet memurlarına verilen cezaların da 5-12 yıldan 3-7 yıl aralığına düşürüldüğüne dikkat çekmişti.

KAYNAKÇA

https://anahtar.sanayi.gov.tr/tr/news/-avrupa-birligi-yolsuzlukla-mucadele-politikasi/308

http://www.haberler.com/turkiye-nin-ilerleme-raporu-toplumsal-mutabakata-5495942-haberi/

http://www.timeturk.com/tr/2013/12/19/avrupa-birligi-nden-yolsuzluk-operasyonu-aciklamasi.html#.UvOvntJdWqk

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/25431185.asp

http://www.haberler.com/ab-komisyonu-nun-ilk-yolsuzlukla-mucadele-raporu-5620496-haberi/

http://kdk.gov.tr/faaliyetler/kultur-ve-tanitim-faaliyetleri/55

(Kösecik-Yıldırım; 2001:31 akt. Sayıştay Dergisi, 2007 Temmuz-Aralık Sayısı)

Sayıştay Dergisi Temmuz-Aralık 2007-Sayı sf. 47-66-67

Dűnya′da Ve Tűrkiye′de Kamu Diplomasisi -Emine Akçadağ

http://www.ibb.gov.tr/sites/AvrupaBirligi/Documents/TrveABarasindakidokumanlar/Turkiye2002IlerlemeRaporu.pdf sf15

http://www.haberturk.com/dunya/haber/859066-abden-turkiyeye-gozalti-tepkisi

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/25748983.asp

Av. Gönenç Gürkaynak yazdı:
Kamusal Alanda Şeffaflık


Kamusal eylem ve işlemleri kamu erki kullanarak yürütenlerin bilinçli olarak başkalarının da tüm bu eylem ve işlemleri görebilecekleri ve bunların dinamiklerini araştırabilecekleri usulleri benimseme hassasiyeti göstermeleri, yani "şeffaflık", oy vererek onları göreve getirmiş halkın birincil talebi olmalıdır.

Hangi siyasi düşüncede olduğuna bakılmaksızın herkesin refahının peşinden koşulduğuna ikna olabilmesi ve politikacıların politikalarını kendilerine oy verilen gerekçelerle yürüttüklerinden emin olabilmesi için, Türkiye insanının bugün hemen şimdi talep etmesi gereken en öncelikli kavram "şeffaflık”tır. Herhangi bir somut eylemin yahut işlemin kendisine takılmadan her kamusal eylem ve işlem için şeffaflık, istikrarla ve iştahla talep edilmelidir.

Dev projeler yürütülüyorsa, bütçelerinde ve kimin bundan ne kazandığında şeffaflık. İş kazaları yaşanıyorsa, çevreleyen faktörler, sorumluların kim olduğu, bu konuda ne yapıldığı hakkında şeffaflık. İnternet siteleri erişime engelleniyorsa, bunların sayıları, isimleri ve kapatılma gerekçeleri hakkında şeffaflık. Göstericiler polis müdahalesiyle yaralandıysa veya öldüyse, bunun nasıl olduğuna ve bir daha olmaması için alınan tedbirlere dair şeffaflık. Makamıyla ve bilinen kazancıyla uyumsuz mal varlığı olan kamu görevlisi varsa, bunun sırrına ilişkin şeffaflık. Kasıp kavuran atamalar yapılıyorsa bunların gerekçelerine, paralel devlet var deniyorsa bunun nasıl başa geldiğine, "elimde bunların hepsinin belgeleri var, zamanı gelince açıklayacağım" diyen herhangi bir seçilmiş yönetici varsa o belgelerin ne olduğuna dair, hemen şimdi şeffaflık. Şeffaflık hemen şimdi elde edildikten sonra elbet herkes konuları kendi vicdani kanaatlerine ve siyasi görüşlerine göre değerlendirecektir.

Bu satırları okurken bir yandan zihninizde ezberlerden kurtularak gözlerinizi kapatınız. Bir ülke ve toplum hayal edelim, beraber. Demokratik kurumları henüz pek kuvvetli olmasın. Demokrasi geleneği yeni ve derinliksiz, sindirilmemiş olsun. Zaman zaman seçime giderek uzun vadeli demokratik mesajlar verebilmek dışında, demokrasiyi günlük yaşayabilme anlamında pek de hünerli sayılamayacak bir ülke. Sivil toplum örgütleri genellikle köksüz ve zayıf olsun. Ayrıca, menfaatler dengesinde bazı ana eksenleri oturtabilme olasılığı olan, örgütlü talep ve düşünce akışları sağlayacak proleter, burjuva ve aristokrat sınıflar da mevcut ve bilinçli olmasın bu ülkede. Tipik olarak siyaset sahnesinde hep bir ikilem olsun. İkilemin bir ucunda zayıf liderliğe bağlı istikrarsızlık ve performanssızlığa tahammül ederek bir büyük milletin layığından uzakta kıvranması, diğer ucunda ise bu toplumun kuvvetli bir lideri varsa onun etrafında toplaşan açgözlü köşe dönmecilerin (batı/modernlik etiketlerine veya din/ahlak kavramlarına yaslanarak ama her iki durumda da toplumu gerip baskılayarak) iktidarda zaman geçirdikçe politikalara egemen olarak oy verenin arzusundan kopuk radikalleşmelere yol açmalarına tanıklık etmek zorunda kalması olsun.

Ya ortada lider olmadığı için refaha ulaşma yolunda hiç söz sahibi olamama ve patinaj yapma, ya da “Ha şimdi uçtuk, ha şimdi uçacağız.” ümidiyle kuvvetli bir lidere sarılırken başkalarının uçtuğunu seyretme hali, insanları yalnız liderlere endeksli siyasi düşünce ve tartışma üretmeye itmiş olsun. Buna bağlı olarak, daima, iktidara sahip olanlar ve olmayan ötekiler arasında birinin diğerini itip kakarak dışladığı iki derin kutuplu nefret kampı toplumu difüzyona uğratarak rastgele refleksleri egemen kılıyor olsun. O toplumda, unsurlar arası görüş farkları olsa bile elbirliğiyle toplumsal refaha yürüme idmanı hiç yapılmamış olsun. Sonuçta "biz" duygusunu herkes için koruyarak siyasi farklılıkları yaşamayı kimse tecrübe etmemiş olsun. Lider kuvvetliyse etrafına üşüşen köşe dönmeciler liderin kampının muhafazakârlığını yahut batı/modernleşme yönelimini radikalleştirerek topluma her gün aptallaştırıcı silleler indirsin. Bütün bunlar olurken de tek amaçlarının peşinde koşsunlar—kendi paraları.

Oy veren ise hep lidere oy versin bu ülkede. Liderinin gözünün ta içine baktığı için büyük resme bakma alışkanlığı olmasın. “Nereden geldik, nereye gidiyoruz?” gibi süreçsel sorular sorma âdeti olmasın. Liderinin reflekslerini beklesin her an. Samimiyetle, kalpten sevsin liderini. Karaoğlan desin ona, baba desin, usta desin. Ona yakıştıramasın, onu yedirtmemek istesin, ona muhabbet duysun. Onu mutsuz ettiğini düşündüğü her şeyi düşman bilsin, ötekileştirsin, itsin, tehdit etsin, alaşağı etsin, hatta icabında sokakta yerde tekmelesin.

Ezberlerden arındırılmış gözlerinizi açınız simdi. O ülke, her neresiyse, bu ülkede muhafazakâr merkez sağ düşüncenin merkeze yakın eksenini koruyamamaya başladığı ve baş döndürücü hızla radikalleşen yürüyüş yoluna kendisinin bile şaşmaya başladığı bir dönem hayal ediniz. Mesela 2014 senesi olabilir, bu hayali ülke için.

Bunun sebebini düşünelim. Az evvel ana unsurlarını verdiğimiz bu tür bir ortamda muhafazakâr düşünce kamusal gücü tekrar tekrar seçmenlerce onaylanmak suretiyle uzun süre elinde bulundurarak yönetme erkine sahip kılınırsa merkez eksende kalmaya devam edebilir mi? Naçizane düşüncemi dolandırmayayım. Edemez. Öyleyse merkezde, ortanın sağında yahut solunda yer alan ve tek derdi radikalleşmeden daha iyi bir ülkede güzel güzel hep beraber yaşamak olan "çoğunluk" ne yapmalıdır? Hangi kavrama sarılmalıdır? Bu çoğunluk mütemadiyen zaaf - yönetimsizlik - bıkkınlık/rahatsızlık - seçim/değişiklik - kuvvetli liderlik - bir süre uçuş - ardından radikalleşip başkalarına yarayan uçuş - bıkkınlık/rahatsızlık - seçim/değişiklik - zaaf - yönetimsizlik çemberlerinde takla atmaya mecbur mudur, nesiller boyu?

Bu sarmalda işe yarayabilecek kavram "şeffaflık" kavramıdır. Merkezdeki çoğunluk tarafından bu talep edilmelidir.

Merkezdekilerin şeffaflık beklentisi doğaları icabı olmalıdır ama şu da bilinmelidir: Bu beklentiyi karşılamama lüksü varsa, karşılamamak muhafazakârlığın fıtratında vardır. O lüksün ortadan kalkması önemli bir hedef olmalıdır. Başıboş ve gözetimsiz kaldığı takdirde radikalleşebilme durumu, tamamen başka sebeplerle, radikal sol hale gelmeye elverişli bir sosyal demokrat politik duruş için de geçerlidir. Bununla beraber, böyle bir başıboşluk ve gözetimsizlik egemen olmasın diye talep edilmesi gereken şeffaflığa karşı koyma eğilimi muhafazakar merkez sağdaki gibi kendi doğası icabı ortaya çıkmayacaktır. Bu karşı koyma ve konuyu bulandırma hali o şartlarda daha sakil duracaktır. Belli olacaktır. Şeffaflık talebi cephesinde toplumun merkeze yakın sağ ve sol tüm kesimlerinin her saniye uyanık ve ısrarla talepkar olmasını gerektirme yönünden muhafazakar merkez sağın tabiatı daha sert engeller ve testler ortaya çıkartabilmektedir.

Zira muhafazakâr düşünce –özellikle de dini temellerden de kalkınıyorsa- (1) "Utanma duygusu", (2) "gizlilik", (3) "güven", (4) "emanet etme" ve (5) "ahlaki/etik yargılar" gibi unsurları çok yüksek seviyede barındırmaktadır. Bunlar orta vadede muhafazakâr düşünceyi şeffaflıktan uzağa iterek merkezdeki halkın tatminsizliğine yol açabilir ve muhafazakâr düşünceyi bu kitleleri rahatsız edip üzen radikalliğiyle kucaklaşmaya iter. Muhafazakârlığın fıtratındaki bu unsurlar şeffaflık kavramlarıyla mücadeleye girer. Bu mücadelede şeffaflık taleplerini itip kakma lüksü varsa, şeffaflık sağlaması gereken taraf bunu yapacağına bir yandan küsüp hırçınlaşırken bir yandan da daha fazla radikalleşerek muhafazakârlığının unsurlarını iyice kucaklayan bir görüntü verir.

O kadar ki (1) telkinli propaganda (gündemi belirlemezsem başbakan olamam / asıl ben mağdurum / düşman var yetişin / mallarını almayın boykot edin) ile (2) etiketli propaganda (sağlam irade / yedirmeyiz / paralel devlet / kan tacirleri / çapulcular / vatan haini / vergi kaçakçısı) bu kucaklaşma esnasında merkezde bulunan topluluğu radikal eksenin reflekslerinin normal olduğu yönünde bir algıya itme gereci olarak kullanılır.

Gücü arttıkça hiçbiri şeffaflıkla bağdaşmayan değerlerine vurgusu, bağlılığı ve düşkünlüğü artacak olan muhafazakâr merkez sağ düşünce, ekseninden kayarak, merkezde toplanan halkın şeffaflıkla ilgili üç bariz talebini reddeder ve böylece merkezden daha da uzaklaşmaya başlar. Zira merkez hassas bir eksendir ve çok güçlü radikal sinyallerin değil, duruma göre üretilmiş, toplumun genelini kapsayıcı politikaların arzulandığı bir inceliğe sahiptir. Merkezdeki toplumun ise merkeze ait politikaların bu gereklerinin yerine getirildiğini öğrenmek ve hatta aksi halde bunu görerek düzeltme temin etmek için kullanabileceği enstrüman "şeffaflık”tır.

Eğer muhafazakâr merkez sağ yürütme erki çok uzun sure kontrolsüz kaldı ise ve şeffaflık taleplerine hepten sırt dönme lüksü varsa, bu erk şeffaflık kavramının içinden çıkan aşağıdaki üç alt kavramı -yani merkezdeki seçmenin en doğal üç ana talebini- muhafazakârlığın kendi refleksleriyle savuşturmaya ve kötülemeye çalışılabilir. Şeffaflığın bu üç alt kavramı şunlardır:

(I) Açıklık (Openness), (II) iletişim ve (III) hesap verilebilirlik.

(I) Açıklık (Openness) kavramının iki unsuru vardır:

(1) Bilgiye serbest erişim (YouTube ve Twitter kapatılmıştır. Gazete sahiplerinden köşe yazarlarını işten çıkartmaları istenmektedir. Halk bir düşünceyi ifade ederken "siyaset yapma" diyerek birbirinin üzerine yürümektedir. “Cübbeni çıkar da gel” önkoşulları, yalnız siyasetçilerin ifade edebileceği düşünce kategorileri yaratmaktadır. Belki bu yazıdaki düşünceler de "siyaset" yapmaktadır. Ayıptır.

(2) (i) Katılımcı ve işbirliğine dayalı yerinden yönetimin kuvvetlenmesi (Yasalar birbirine eklemlenerek torba yasalar halinde geçmektedir ve bu da katılımcı yönetişimi hepten baypas etmektedir) ve

(ii) merkezi tek yumruk yönetişimin inceltilmesi (Merkezi otorite gittikçe kuvvetlendirilmekte, tüm yönetişim merkeze çekilmekte, yerinden yönetilen hiçbir husus kalmamakta, vatandaş artan oranlarda Sayın Başbakan’ı rüyasında görüp ona derdini anlatmaya gayret etmekte, “Neden böyle davranıyorsun?” duygu karmaşası ile yönetene erişememe hissi katmerlenmektedir. Söylemde dahi her şey "benim polisim, benim savcım, benim valim" anlayışıyla ilerletilmektedir.)

(II) İletişim (Latince, communicare, paylaşmak)

Paylaşım esnasında iki taraf da diğerine bir şeyler katar. Kendi kampından olmayan bir kişi bugünkü yönetime bir şey katabilecek midir? Ötekileştirilerek itilen, sizden mi bizden mi tartışmasına konu edilen kişiler paylaşım ilişkisi içine giremezler. İletişim gerçekleşmez. Lobi faaliyetleri de imkânsızlaşır. Bu imkânsızlık sebebiyle sivil toplum kuruluşları da elden ayaktan düşmeye başlar. Örgütlenemeyen vatandaş bir de kendi iletişiminin kontrolünden çıkması durumunu yaşadıkça, devletin şeffaflaşacağı yerde birey/insan şeffaflaşmaya başlar.

Bugün kamusal alanın yurttaş tarafından dolaylı idaresini mümkün kılabilecek en önemli unsurlardan olan “iletişim”in iletişim sanatları yönünden bilinen düşmanlarının hepsi Türkiye’de mevcuttur:

(1) Filtreleme (onu kov bunu at; 5651 numaralı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'un ta kendisi, 2937 sayılı MİT yasası),

(2) seçici algı (50 dakikalık bir konuşmanın içerisinden yalnızca "Van" duyabilir ve bütün alakayı buna yöneltebilir),

(3) bilgi kirliliği yüklemesi (her an yeni gündemin sürücü koltuğunda oturan hükümet, bu ezberi bozulursa zorlanan ve hırçınlaşan idareciler, savunmada olamama, açıklama verememe, hep hücumda olma hali),

(4) gündem kaydırma (300'den fazla kişinin öldüğü bir olaydan hemen sonra Yılmaz Özdil’i mi tartışmalyız?),

(5) duygular (‘öfke benim hitabet tarzımdır’ diyen bir başbakan; en ekşimiş ve öfkeli akrabanız ailenize refah ve mutluluk getirebilir mi?)

(III) Hesap verilebilirlik (Accountability)

"Sorumluluğun kabul edilmesi" ve buna uygun hesabın verilmesidir. Sorumluluğu kabul etmeyen kamu gücü hesap da vermez.

300'u aşkın tertemiz ve kapkara emekçinin öldüğü bir olaydan sonra "Bu ölümler işin fıtratında var." açıklaması yapıldığı zaman yahut "Dün Berkin Elvan’ı anmak için törenler düzenleyeceklermiş. Kusura bakmayın biz her ölüm hadisesinde anma mı düzenleyeceğiz? O zaman bütün işleri bırakalım tören düzenleyelim. Ölmüştür geçmiştir, bitmiştir. Bunlara karşı polis eli kolu bağlı mı duracak. Nasıl sabrediyorlar anlamıyorum." denildiği zaman, şeffaflığın üç ana koşulundan sonuncusu da zaten işlemiyor demektir.

Hesap verebilirliğin ana koşulları ise şunlardır:

(1) Cevap verme kabiliyeti (answerability),

(2) kabahat yüklenebilirlik (blameworthiness / culpability) ve

(3) sorumluluk.

An itibariyle her şeyin bir muhatap olma sorununa dönmesi bundandır. Melih Gökçek 2014 senesi yerel seçim çalışmaları sırasında bile bir enkazı devraldığı hissi yaratmaya kalkıştığında “Senden evvel Ankara'da Germiyanoğluları vardı” deme ihtiyacı duyulması yahut paralel devletle mücadele hepimizin ortak borcu denildiğinde “Bunu yaratan siz değil misiniz yahu?” deme ihtiyacı duyulması hep "cevap verme kabiliyeti - kabahat yüklenebilirlik - sorumluluk" eksenindeki uygunsuz alışkanlıklara örgütsüz refleksle dur deme çabasıdır.

Hukuken ve ahlaken sorumlu tutulabilirlik iki ayrı konu olmakla beraber, bu iki eksen bazen de kesişebilir. Örneğin, öne çıkartılması ve merkezin sağında veya solunda oluşuna bakılmaksızın seçmenler tarafından daha ciddi taleplerle yürütülmesi gerektiğini ifade ettiğimiz şeffaflık kavramının rüşvetle mücadele boyutu, bu iki eksenin birleştiği bir boyuttur.

Ülkemizde şeffaflığın bulunmadığı ve gerektiği gibi talep edilmediği en önemli noktalardan biri kamu finansmanıdır. Türkiye’de şu anda halkın anlayabileceği gibi beyan edilmiş proje bazlı bütçe yoktur. Çeşitli projelerin harcama unsurları farklı bakanlıların farklı kalemleri altında görünmektedir. "Üçüncü Köprü Projesi'nin bütçesi nedir?" diye sorarsanız, cevap bulamazsınız. Ülkenin en iyi yetişmiş beş akademisyenine ve beş CEO'suna üçüncü havaalanının toplam maliyetinin ne olacağını sorunuz. Zaten tahmini olarak uydurdukları rakamlar arasında milyar dolarlık farklar çıkacaktır. "Bu usullerimizle bir de olimpiyat düzenlemeye kalkışacaktık, eğer bize verilseydi korkunç suiistimaller olabilirdi." derseniz vatan haini ilan edilmeniz riski vardır. Bu döngüleri ve çaresizlikleri kırmanın etkili kavramı, yine, "şeffaflık”tır.

Halk eliyle, doğrudan en doğal hak olduğu, gün ışığı kadar helal olduğu bilinen bir şeyi istemenin ve bunu ısrarla talep etmenin bilinçliliği içerisinde, "şeffaflık". Sonra herkes iyiye kötüye, doğruya yanlışa, neyi destekleyeceğine, kendi aklıyla karar verir.

*Bu yazı 24 Haziran 2014’te t24.com.tr’de yayınlanmıştır.

#TemizSiyaset İçinİmza Kampanyası
#TemizSiyaset için siyasetçilerin ve üst düzey kamu görevlilerinin mal varlığı açıklansın!

http://www.change.org/TemizSiyaset

Son günlerde yolsuzluk soruşturmaları dolayısıyla siyasette ve kamu yönetiminde şeffaf ve hesap verebilir bir hukuksal altyapı ve işleyişe duyulan ihtiyaç bir kez daha açık bir şekilde ortaya çıkmıştır!

Dünyadaki tüm gelişmiş demokrasilerde siyasetçiler ve üst düzey kamu görevlilerinin mal varlığı halkla açık bir şekilde paylaşılır! Rusya gibi yolsuzluk algısı yüksek ve demokratik işleyişinde problemler yaşayan bir ülkede dahi milletvekillerinin malvarlığına internet üzerinden ulaşılabilmektedir. Ülkemiz şeffaf ve dürüst bir yönetimin ihtiyaç duyduğu bazı temel mekanizmalardan yoksundur!

Kamu görevi ile yetkilendirilmiş kişilerin hesap verebilirliğini sağlayan, mal bildirimlerini şeffaflaştıran ve izlemeye açan bir sisteme acil olarak ihtiyacımız var! Bu sistem, vatandaşların izleme mekanizmasına katılması ve etkili bir denetimi mümkün kılacak, böylelikle yolsuzluk ve rüşvete izin vermeyen bir yönetim anlayışı oluşturulacaktır!

Türkiye'de 1990 yılından beri yolsuzlukları ve rüşveti önlemeyi amaçlayan ve mal bildiriminde bulunulmasını düzenleyen bir kanun var: 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu.

Peki, bu kanuna göre mal bildiriminde bulunması gereken hangi siyasetçi, üst düzey kamu görevlisi, medya sahibi ya da başyazarın mal varlığından haberdarız? Galiba hiç...

Çünkü, bu kanun mal bildirimlerinin gizli tutulması gerektiğini söylüyor!

Mal bildirimlerinin gizli tutulması, ilgili kamu görevlisi hakkında bir soruşturma açılmadığı sürece sicil dosyalarında kapalı olarak kalması ve herhangi bir kontrolünün yapılmaması ülkemizdeki gizlilik kültürünü artırmakta ve kamunun zararına sonuçların ortaya çıkmasında etkili olabilmektedir.

Yolsuzlukların önlenmesi; dürüst, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışını esas alan temiz siyaset ve kamu yönetimi için;

·Mal bildiriminde bulunmakla yükümlü olan başta seçimle iş başına gelen her tür kamu görevlileri, bakanlar kurulu üyeleri, milletvekilleri, üst düzey bürokratlar, siyasi parti başkanları, gazete sahipleri, başyazarların mal bildirimleri halkla paylaşmalıdır.

·Bildirimlerinin derlendiği, vatandaşlarla açık ve düzenli bir şekilde paylaşıldığı bir internet sitesi kurulmalıdır.

·Daha etkili bir izleme ve denetleme mekanizmasının oluşturulması için mal bildirimleri her yıl yenilenmeli ve bildirimlerdeki bariz değişiklikler kontrol edilmelidir.

Mal bildirimlerinin şeffaf hale getirilmesi, izleme ve denetlemeye açılması da Türkiyenin uluslararası taehhütlerini yerine getirmesi açısından da kritik bir öneme sahiptir.


NOT: Kampanyayı imzaladıktan sonra Facebook ve Twitter gibi sosyal medya hesaplarından paylaşman çok önemli. Böylece çok daha fazla kişinin desteğini alarak muhataplara seslenebiliriz.

Kampanyaya hızlı ulaşım linkini de paylaşabilirsin: www.change.org/TemizSiyaset

Türkiye’de rüşvet ve yolsuzluğun ne ölçüde yaygın olduğunu düşünüyorsunuz?

Her yerde sistematik ve yaygın olduğunu düşünüyorum.   %70

Bazı kurumlarda sistematik ve yaygın olduğunu düşünüyorum.   %22

Sistematik olmayan, münferit olaylar olduğunu düşünüyorum.   %3

Yaygın olmadığını düşünüyorum.   %0

Türkiye’de rüşvet ve yolsuzluk yok.   %0

Fikrim yok.   %0

Bu ankete 2112 kişi katıldı

"Anketimiz 2010 yılında başlamış olup sitemizi ziyaret eden ve ankete katılanların görüşlerini yaklaşık olarak yansıtmaktadır."




Dergimiz


Click for Videos
19 Mayıs Mah.  Operatör Raif Bey Sok.  Niyazi Bey Apt.  No: 30  D:5  Şişli - ISTANBUL / TURKEY
Phone : + 90 212 240 52 81   Fax : + 90 212 240 52 81   info@seffaflik.org
Design by Proceedsoft
Webmaster : Levent Aysan